Muhammed bebek

16/7/2007

Give baby a chance...

 

Bebeklerin umut yolculuğu

 

Yaşamı Paris’te yakalayan Muhammed umudu ABD’de arayacak

 

PARİS

 

Muhammed’in hikayesini dört aylıktan itibaren izliyorum. Simdi 19 aylık oldu. Kalbinde önemli bir bozuklukla dünyaya geldi. Literatürde ‘Hypoplastic Heart’ olarak bilinen bir anomaliye sahip olan Muhammed için Türkiye’de aldığı her nefes  bir eziyet haline geldi.  2005 yılının Aralık ayında doğan Muhammed Seyda, Türkiye’de doktorların umudu kestiği bir anda Paris’e getirildi ve burada bir Türk doktorun, Emre Belli’nin ameliyatıyla yaşama şansını yakaladı. Avrupa’nın en büyük çocuk kalp cerrahisi merkezi olan Marie Lannelongue Hastanesi’nin ikinci adamı olan Belli, Muhammed’e iki kritik ameliyatla yaşam kapısını aralıyordu. Belli’nin hikayesi ise ayrı bir yazı konusu. Zira, Emre Belli, Sevim-Mihri Belli çiftinin 12 Eylül 1980 darbesi atmosferinde Türkiye’de ihtisas yapabilme şansı tanınmamış oğlu. Simdi Avrupa’nın sayılı çocuk kalp cerrahları arasında… Şimdi yeni kurulan Türk hastanelerinin takibe aldığı bir hekim.

 

Muhammed’in yaşam mücadelesi sürüyor. En ufak bir soğuk algınlığında yeniden ölüm kalım noktasına gelen Muhammed’in babası İrşad Seyda, oğlunun daha fazla yaşayabilmesi için çırpınıyor. Türkiye’de tedavisi neredeyse imkansız olan Muhammed’in ailesi çareyi yurtdışına yerleşmekte arıyor. Aile, tedavisinin hem maddi hem de tıbbi açıdan daha uygun olduğu ABD’ye gitmeye karar verdi. Zira onbinlerce euro tutarındaki ameliyatların masrafı aileye büyük bir yük getiriyor.

 

Türkiye’deki sigorta sistemi, tedavisi çok pahalı olan bu hastalıklarda maalesef bebekleri yarı yolda bırakıyor. Mali durumu iyi olan ailelerin bebekleri yaşama fakir çocuklardan 1-0 önde başlıyor. Cezayir, Tunus gibi ülkelerden gelen çocukların ameliyatlarını da gerçekleştiren

Dr. Belli, Fransa’daki ameliyatlar için bu çocukların ailelerinin cebinden tek kuruş çıkmadığını, uçak masrafı dahil olmak üzere tüm ödemelerin sosyal sigorta kurumu tarafından gerçekleştirildiğini anlatırken, yüzüm kızarıyor.    

Bir bebeğe fakirliğini ve bu yüzden yaşama şansının azaldığını nasıl anlatırsınız? Anlatsanız bile, anlamadığı için yüzünüze gülücükler göndermeye devam eder.

 

Bu arada, Muhammed’in hikayesi artik internette: www.babyseyda.com

 

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yaşamdan acı bir kare

16/7/2007

Suçu ağaçtan erik koparmak

 

Adaletin bu mu dünya?

 

Paris’te 17 yaşındaki Türk inşaat işçisi ömür boyu felç, suçlular serbest

 

Saadet ORUÇ – Paris

 

 

Harun Kaya 17 yaşında. İnşaat işçisi. Yedi kardeşin dördüncüsü. Ağrı’dan göç etmişler. İnşaatlarda çalışarak babası Nusret Kaya’nın evi geçindirmesine yardımcı olmaya çalışıyor. DU. Ta ki, Paris yakınlarında çalıştığı bir evin bahçesindeki erik ağacından erik toplayana kadar. Evin sahibi olan çingeneler, erik topladığı için Harun’a çıkışırlar. Çıkan tartışmada, önce Harun’a bir tokat atılır, Harun karşılık verir. Çingeneler, bunun hesabını sormak üzere, bölgedeki tüm adamlarını eve çağırır. Oradan çıkmayı başaran Harun’u arabayla kovalarken, yanındaki iki inşaat işçisi arkadaşlarını başına silah dayayarak rehin alırlar. Harun’a yetişen arabadaki ‘şehir eşkıyalaraı’ ise, arabayla çarparlar. Yarı baygın durumdaki Harun hastaneye kaldırılır ve günlerce komada kaldıktan sonra, belden aşağısının ömür boyu felç kaldığı anlaşılır.

 

Star’a konuşan baba Nusret Kaya isyanlarda. ‘Oğluma bacak olurum, ayak olurum. Ama adaletin bu mu dünya? Burada yabancıyız diye horlanıyoruz,’ diyor.

 

Yapılan soruşturmada gözaltına alınan iki zanlı, serbest bırakılınca, sadece babanın değil, olayı izleyen Fransız polisi de adalete isyan ederler.

 

Şimdi, Harun’un bir daha yürüyerek gidemeyeceği lisesi kolları sıvamış durumda. Büyük bir yürüyüşe hazırlanıyorlar.

 

Bu adaletsizlik, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye de iletildi. Sarkozy’ye mektup yazıldı.

 

Harun, hastanede yatağa bağlı bir şekilde iyileşmeye çalışıyor. Olay üzerine, saldırgan çingeneler kayıplara karıştılar. Evlerini boşaltıp, sırra kadem bastılar.

 

Baba Nusret Kaya ise, sessiz isyanını kuşanıp, bu adaletsizliği anlatmaya çalışıyor.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Barış'ın ardından

10/7/2007

 

Deniz çocuğu Barış Akarsu

 

Gözlerin boşluğa dalıp gider

Sahipsiz bakışların benim olsun isterim

Sırlarım acıdan ağlar örer

Kendi kayboluşlarım sende dursun isterim

 

Ağladım senin için ilk defa

Elimde parçalanmış bir hayat var aslında

Hapsoldum söylediğim yalanlara

Çıkışlar hep kapanmıs

Ruhumda sokaklarda

 

Sırlarım acıdan ağlar örer

Kendi kayboluşlarım sende dursun isterim

 

 

Artık klasikler arasında girdi bu şarkı. Sakın pop-kültürün son örneği sanmayasınız.

 

Önceleri varlığının farkına bile varmadık belki hiçbirimiz. Sonra, bir şarkısını dinledik, aylardır süren o dizinin bir sahnesine denk geldik zapping sırasında. Ve kaldık orada. Onu izlemeye başladık. Şarkıları, türküleri dilimize yerleşti, dizideki rolü yüreğimize. ‘Bu da sıradan soap operalardan bir mi yoksa?’ diye sorgularken kendimizi, bir bakmışız ki, çağdaş bir Love Story tadında izliyoruz başrolde oynadığı diziyi. Merve Sevi adındaki genç yıldızla oynadıkları ve bir türlü kavuşamadıkları aşk hikayesi, herkesin başından geçen bir kavak yelinin öyküsüydü sanki.

 

Sonra o kaza. Günlerce süren umut bekleyişi. Ve zamanın durması Barış Akarsu için. Niye kenetlendi herkes bu genç yetenek için? Neydi onda herkesi kendine bağlayan tılsım? Bu sorunun yanıtı Barış’ın yolunun geçtiği sahil kasabalarında gizli. Amasra’da, Karadeniz Ereğlisi’nde. Ben anlamıştım Barış’taki tılsımı.Özgeçmişini okurken yolunun Kdz. Ereğli’den geçtiğini öğrendiğim zaman. Onu geç tanıyıp, erken kaybedenlerden biri olarak. Deniz kıyısı kasabalarında büyümüş çocukların içinde saklı olan cevheri o açığa çıkarmayı başarmıştı. Denizi görerek büyümüş, ufka bakmış, deniz kadar engin sevmeyi, ufuk kadar uzak görüşlü olmayı başarmıştı Barış. Mütevazıydı, küçük deniz kasabalarının güzel çocukları gibi. Ölümünden sonra, gereği kadar ‘çek edilmeden’ sayfalara yansımış ve bir nebze de olsa küçümseme kokan haberler doğru olsaydı ve gerçekten ‘Amasra sahillerinde soğan ekmek yiyerek, başkalarının yardımıyla büyümüş’ bile olsaydı, Barış hepimizden biriydi. Son röportajında, hayattaki en büyük arzusunu dile getirirken de öyleydi: ‘Bir kızım olsun sırtımda gezdireyim, başka ne isterim?’. Barış Akarsu hepimizdi, kendi gençliğimizdi. O yüzden onu kaybetmek bu kadar sarstı Türkiye’yi. Tüm sevenlerinin, başta ailesinin başı sağolsun.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bebeğim

10/7/2007

Bebeğim Kuşları Tanıdı Bugün


PARİS- Bugün kuşları tanıdın...

Akşamüstüydü ilk baharının herhangi bir gününün...

Pusetinden sarkan başın, etrafı izlerken

Birden ağır aksak yürüyerek yiyecek birşeyler arayan
bir kuşa kilitlendi...

Kuşa bebekçe dilinde laf attın

Dönüp bakmadı sana...

Karnı çok açtı belki de, yiyecek bulmalıydı.

Grimsi bir güvercin

Ne kadar da meşguldü...

El salladın büyük adamların arasında bıt bıt gezinen güvercine

Belki anlardı senin dilinden

Anlayabilseydi aslında sadece seni anlardı küçüğüm

Sonra...

Uçtu güvercin.

Heyecanlandın, zıpladın oturduğun yerde...

Uçamadığını keşfettin...

Minicik ömrünün ilk dersi miydi acaba?

Annen gülerek seni izliyordu köşesinden

Senin kuşun arkasından bakakalan gözlerini seyradalıp...

Dudağını bir dünya büküp, oyuncağına döndün...

 
SAADET ORUÇ, 23 Kasım 2005 Çarşamba

Bu şiir, sansursuz.com sitesinde yayınlanmıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Barış Akarsu için

30/6/2007

 

 

Dayan Barış Akarsu

 

Günlerce uyuduktan sonra gözlerimi açtım. Beynimdeki ödem dağılmıştı. Boğazımda solunum almama yardımcı olan tüp çıkarıldı önce. Kendi kendime soluk alıp alamadığımı gözledi doktorlar. Desteksiz nefes aldığımı görünce sıra, ilk adımlara geldi. İlk lokma, ilk yürüyüş. En zoruysa bir bardak suyu kana kana içmekti. Suyu içebildim,  bu kez sesim çıkmıyordu. Üç haftaya yakın borunun ses tellerime verdiği zarar etkisiyle küçük bir vızıltı şeklinde sesim çıktı.

 

İşte o günlerde evde müzik dinleyip, dinlenerek vakit geçirirken seni keşfettim. Youtube’da kayıtlı tüm şarkılarını dinledim. Ve Yalancı Yarim’e düştü yolum. Dizi izlemeye hiç de meraklı olmayan ben, Yalancı Yarim’in tüm bölümlerini inatla üç gün içinde izledim.

 

Ve sonunda, ‘bu yetenekli, güzel mi güzel sanatçı kim?’ diye google’a başvurunca, sana duyduğum yakınlığın sebebini de öğrenmiş oldum. Kdz. Ereğli doğumlu bir deniz çocuğu olarak anladım ki ‘toprak çekmiş’. Sen de oralardanmışsın. Başarı öykünü okudum. Kardeşlerimden de gençsin. Bu kadar genç yaşta, ‘bozulmadan’ katettiğin mesafeyi bir kenara not ettim. Ve kendi kendime söz verdim, Türkiye’ye ilk gittiğimde bulacağım, tanışacağım, tanıtacağım diye. Zaten tanıyorlardı seni, gençler. Ben seni ‘temiz bir başarı öyküsü’ olarak tanımayanlara anlatacaktım.

 

Sonra... Bir Cuma geceyarısına yakın, sıradan bir haftanın yükünün keyifli bir akşam sohbetiyle indirildiği birkaç saatin ardından eve geldim. Yatmadan önce, son haberlere bakmak üzere bilgisayarımı açtım. Gazetelerin internet siteleri bitince, sıra magazin ve fal sitelerine geldi. Ne kadar siyaset ve diplomasiyle ilgilensin, ister politikacı, ister gazeteci olsun her kadın, magazin ve fal gibi konuları merakla izler. Neden bilmiyorum? Belki thirty-something olunca kaçınılmaz oluyor! İşte o sitelerden ucankus.com’da senin geçirdiğin korkunç kazayı okudum. Doktorunun ertesi gün yaptığı açıklamalardan da, benim bir buçuk ay önce verdiğim  ölüm-kalım savaşını şimdi senin verdiğini üzüntüyle okudum. Tüm dualarım ve iyi dileklerim seninle...

 

İyileşeceksin. Şimdi komada, gerçekle hayal dünyası arasında bir yerdesin. Çevrendeki tüm konuşmaları duyuyorsun. Ama herşey flu şu anda. Umarım hastanede bekleşen tüm sevdiklerin sırayla yanına girip, seninle konuşuyorlardır. Müzik dinletsinler. Umut anlatsınlar. Kalbin ilacı gerçek sevgiyse, ödemli bir beynin tek ilacı ise umut sözcükleri. Ben öyle yaşama döndüm. Dayan kardeşim Barış. Bak dışarıda umut dolu bir yaşam bekliyor.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

dersaadet

Hep amatör, hep duygusal, içindeki suların çağlayan sesinden kulağını alamayan... Sevgi önünde eğilen, cam gibi içindeki saklayamayan... Mazlumdan yana... Işıltılı ana caddelerdense, arkak sokakların hikayelerine kulak veren... Saadet... Evin'in annesi... Gazeteci... Akrep burcu.

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro