AB nereye?

 

 

Birlik, ilmik ilmik!

 

Saadet ORUÇ-Brüksel

 

En zorlu toplantılardan biriydi.

 

Umutla başladı, karşılıklı restleşmelerle devam etti, geri adımlar atıldı. O da olmayınca sıra, tehdit ve şantaja geldi. 21-22 Haziran tarihlerinde toplanan AB liderler zirvesi, işte böyle, sancılı geçti.

 

Almanya, Portekiz’e devretmeye hazırlandığı dönem başkanlığına başlarkenki hedeflerinin gerçekleşmesi amacıyla, bu zirvenin hayati önemine her aşamada vurgu yaptı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Frank Steinmeier, yalnız 480 milyon AB vatandaşının değil, aynı zamanda tüm dünyanın gözlerinin Brüksel’de olduğunun, uzlaşmanın gerçekleşmemesi durumunda, ağır bir faturayla karşılaşacaklarının altını defalarca çizdi.

 

Ne var ki zirvede, İngiltere ve Polonya’dan oluşan iki kişilik ekip, karşısına 25 kişiden oluşan rakip takımı aldı ve maç uzatmalara kaldı. İngiltere, birliğin oluşmasına yönelik çekincelerini dört anabaşlıkta sıralarken, Polonya’nın itirazı tamamen İkinci Dünya Savaşı yıllarının acı hatıralarının hafızalardan silinmemiş olmasına dayanıyordu. Polonyalı yetkililer, her fırsatta Nazi Almanyası’na gönderme yaparlarken, ülkenin başbakanı, oylama sistemine etki yapan nüfus konusuna ilişkin olarak, ‘Naziler ülkemizi işgal etmeselerdi, nüfusumuz 38 milyon değil, 66 milyon olurdu’ diyerek tarihi bir gafa imza atıyordu.

 

Bu uzlaşmaz tutum, Almanya’nın  ‘Bu işe Polonyasız devam ederiz,’ şeklindeki restiyle cevap bulunca, bir başka Polonyalı yetkili, bu tavrı, ‘Eller yukarı’ şeklinde özetlenen Nazi tehdidine bile benzetebildi.

 

Brüksel’de 22 Haziran gecesi uzun sürdü. Gecenin sonunda, zirve boyunca Merkel ile adeta eşbaşkanlık görevini üstlenen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, telefon diplomasisi için kolları sıvadı. Sarko, yanına İngiltere Başbakanı Tony Blair’i de alarak, Varşova-Brüksel telefon hatlarının tanık olduğu en hararetli pazarlığı sürdürdü. Fransa’nın çiçeği burnunda cumhurbaşkanı, böylece, katıldığı ilk liderler zirvesinden, AB’nin yükselen yıldızı olarak çıkmasını bildi.

 

 

Birlik, parça parça mı oluyor?

 

Brüksel’de gerçekleştirilen son yılların bu en karışık AB zirvesi gösterdi ki, 27 ülkeden oluşan birliğin, tek siyaset, tek ses olması için, henüz 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor. 2. Dünya Savaşı’nın yıkıntıları üzerine kurulmaya çalışılan birlik, ciddi şekilde yalpalıyor. Eski hesaplar bir türlü kapanmak bilmiyor. Atlantik ötesi işbirliği, eski kıtanın tek ses olma çabalarını olumsuz etkiliyor. İngiltere, Avrupa’nin birliğine şüphe dolu gözlerle bakmaktan vazgeçemediği için, ne ortak para birimine, ne de ortak dış politikaya onay veriyor. Genişlemeyle hantallaşan birlik, sembollerde bile uzlaşmaya varamıyor. Anayasalarında uzlaşamayan, bu metni kırparak ‘dostlar anlaşmada görsün’ şiarıyla ‘uzlaşmış gibi yapan’ AB ülkeleri, 21-22 Haziran zirvesiyle ileriye değil, geriye doğru gittiler.

 

Sonuç itibariyle, genişlemeye ilişkin tüm politikalar gibi, Türkiye’nin üyelik süreci de, giderek daha fazla yavaşlama tehlikesiyle karşı karşıya geldi.

 

Temmuz ayı başında dönem başkanlığı görevini alacak olan Portekiz’e büyük görev düşecek. Almanya gibi birliğin temellerini atan bir ülkenin bile başaramadığı bir uzlaşmayı, Portekiz’in başarması pek beklenmiyor. Ancak, uzlaşma kültürünün beşiği Avrupa’yı çekip çeviren becerikli Eurokratların elinde, diplomasinin sihirli çubuğu var. Siyasetçilerin, popülist söylemlerle sihrini emdikleri bu çubuk, bakalım önümüzdeki süreçte, bir “Yeniden doğuş”un simgesi olabilecek mi...

 

Sıra Ankara’ya geldiğinde AB neye benzeyecek?  

 

Brüksel’deki zirveyi, diplomatların ve gazetecilerin koşuşturmacalarını, Polonya ile Almanya’nın söz düellosunu izlerken, bir an olduğum yerde durdum ve düşündüm... Ankara’da AB için atılan adımları, bu adımların Brüksel’de gereken yankıyı bir türlü bulamamasını, hükümetin buna rağmen AB sürecini ısrarla sürdürmesini...

Başta Fransa olmak üzere, AB üyesi ülkelerde iç politinın tüketim malzemesi olarak kullanılan ve zaman zaman aşağılamaya varan Türkiye tartışmalarını...

 

2013 beklerken, 2023 mü?

 

Önce 2013-2014 yıllarından sözedildi. Sonra, Le Monde gazetesinde çıkan bir yorumda, Cumhuriyet’in 100. yıldönümüne denk düşecek  2023 yılına bile gönderme yapıldı, tam üyelik için. Tarih belirsiz, çabalar ise sürüyor.

 

Bu tarihle ilgili iyimserliğinizi ise, gelişmeleri, AB’nin hangi ülkesinden bakarak izlediğiniz belirliyor: Zira tabloya Paris’ten bakan bir göz, Türkiye’nin AB’ye üye olamayacağına handiyse emin olurken, Brüksel’den bakan öteki göz, üyelikle ilgili herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağını, konunun teknik detaylara kaldığını görüyor. İnsanın, tablonun bütününü görmek adına, bütün bunları harmanlamak ve Berlin-Paris-Brüksel hattını enikonu arşınlaması gerekiyor: önünde giderek yaklaşan değil, her geçen gün uzaklaşan bir hedef olduğunu bilerek.

 

Şimdi, gözler 26 Haziran’da Brüksel’de yapılacak olan Hükümetlerarası konferansta ve Türkiye ile müzakerelerin kaç başlıkta açılacağı sorusunda.

 

Ankara, önceden belirlenen üç başlığa odaklanırken, bu üç başlıktan birinin, “ekonomi ve para politikaları” meselesinin gündeme gelmeyeceği artık kesinleşti gibi. Bu da, sözkonusu toplantıya, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün katılmayacağını gösteriyor. İstatistik ve mali kontrol başlıklarının açılıp açılmayacağı ise, 25 Haziran günü yapılacak olan Daimi Temsilciler Toplantısı’nın ardından belli olacak.

 

Almanya’nın dönem başkanlığı başlarken verilmiş iki sözün tutulmamış olması, Ankara’yı, önüne koymuş olduğu hedefler konusunda boynu bükük kılıyor.

 

Kısacası, giderek bulanıklaşan Birlik fotoğrafı, Ankara’nın önünü kesmek amacıyla duvardaki yerini aldı bile.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !